Yaşamımızdaki Elektrik
Enerji, iş yapabilme yeteneğidir. Enerjinin boyutları işin boyutları ile aynıdır. Klasik mekanikte iş, kütle (m) ile uzunluğun (l) karesinin çarpımının, zamanın (t) karesine oranı (ml²/t²) olarak tanımlanır. Bu, kütle büyüdükçe ya da devinimin uzunluk arttıkça ya da devinimin süresi kısaldıkça, yapılan işin ya da harcanan enerjinin artacağı anlamına gelir. Enerji çoğunlukla kilogram metre, joule, erg, BTU, kilovat saat gibi iş birimleriyle ifade edilir.
Enerjinin Korunumu Yasası, doğadaki tüm olgular için geçerlidir; buna göre, doğada gerçekleşen değişimler sırasında, toplam enerji miktarı değişmez. Enerji, belirli bir sistemde, birçok değişik şekilde bulunabilir ve enerjinin korunumu yasası çerçevesinde, bir biçimden ötekine dönüştürülebilir.
Türkiye’de enerjinin durumu, ne çok iyi ne de çok kötüdür. Günümüzde bir çok Avrupa Devleti, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya geçmişken, Türkiye hala enerji elde etmek için termik ve hidroelektrik santrallerden yararlanmakta ve nükleer santrallere geçme çabası göstermektedir. Ülkemizde bulunan kömür rezervleri, Türkiye’nin ortalama 250-300 yılını garantilemiş durumdadır. Kurulan hidroelektrik santrallerinin de erozyon tehlikesi şimdilik yoktur. Ama 300 sene sonrası pek parlak değildir. Bu yüzden şimdiden yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlamalıyız.
Aşağıda Türkiye’nin ortalama yıllık enerji üretimi görülmektedir.
elektrik Enerjisi
Mekanik ya da kimyasal enerjinin ya da ısı enerjisinin elektriğe dönüştürülmesiyle elde edilen ve tüketicilerin kullanımına sunulan enerjidir.
elektrik enerjisinin üretiminden tüketime ulaştırılmasında başlıca üç aşama vardır: üretim, iletim ve dağıtım. elektrik enerjisi, günümüzde, aydınlatma, makinelerin çalıştırılması, bilgisayar ve benzeri aygıtlara enerji sağlanması gibi alanlarda kullanılan başlıca enerji kaynağıdır.
elektrik enerjisinin kullanımına yönelik ilk çalışmalar, 1878’de İngiliz mucit St.George Lane-Fox ile ABD’li mucit Thomas A. Edison’ın geliştirdikleri, aydınlatma amaçlı elektrik enerjisi dağıtım şebekesi tasarımlarıyla başladı. İlk elektrik santrali Londra’da 1882’de hizmete girdi; aynı yıl New York kentinde de bir santral açıldı. Bu santraller doğru akım üretiyordu. Doğru akımın uzaklara iletilmesinin elverişli olmadığı kısa sürede anlaşıldı. 1886’da alternatif akımlı iletim sistemi ABD’de devreye girdi.
elektrik üretiminde, temel olarak iki enerji kaynağından yararlanılır: su enerjisi ve ısı enerjisi. Su enerjisiyle çalışan hidroelektrik santrallerin en önemli üstünlükleri yakıta ve soğutma suyuna gereksimlerinin olmaması ve çevre kirliliğine yol açmamalarıdır. Buna karşılık bu santraller yağmura ve akarsuların mevsimden mevsime 10-100 kat değişiklik gösterebilen debilerine bağımlıdır. Buna karşılık ısı santrallerinde yer seçimi, tüketim merkezlerini göz önüne alınarak yapılabileceğinde, iletim hatlarının çok uzun olmasından kaçınmak olanaklıdır.
ENERJİNİN YAŞAMIMIZDAKİ ÖNEMİ
Canlılar, hayatlarının devamı için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu
enerji, besinlerin kullanılması ile sağlanır. Ayrıca; büyüme, gelişme,
yaşlanan dokuların yenilenmesi ve yaraların onarılması için de bazı
maddeler gereklidir. Bütün bunlar besinlerle karşılanır. Besinlerden
enerji elde edilebilmesi için önce kana geçmeleri, sonra da hücrelere
taşınmaları gerekir. Besinlerin hücrelere geçebilecek kadar küçük
parçalara ayrılmalarına sindirim denir. Sindirimi gerçekleştiren
organların oluşturduklara sisteme de sindirim sistemi denir.
Besinler sindirilerek hücrelere alınabileceği gibi, bazı büyük
moleküllü besinler önce hücreye alınıp, sonra hücrenin içinde de
sindirilebilirler. Bu nedenle sindirim, yapıldığı ortama göre ikiye
ayrılır.
Bunlar:
-Hücre içi sindirim
-Hücre dışı sindirimdir.
Hücre içi sindirimde besinler, hücre içine alınır ve sitoplazmada enzimlerle sindirilir.
Hücre dışı sindirimde ise besin, hücre içine alınmaz. Öncelikle hücre,
besini sindirebilecek enzimleri hücre dışına atar. Besin hücre dışında
sindirildikten sonrada ortaya çıkan ürünleri hücre içine alır.
Aynı zamanda sindirim, uygulanma şekline göre de ikiye ayrılır:
-Fiziksel(mekanik) sindirim
-Kimyasal sindirim
Fiziksel sindirimde besinler, diş gibi yapılarla ve kaslar yardımıyla
besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasıdır. Fakat besin maddeleri bu
şekilde monomerlerine ayrılamazlar. Bunu yapacak olan enzimlerin temas
edebileceği yüzey artmış olur.
Kimyasal sindirimde ise besinler, enzimler ve su yardımıyla
monomerlerine ayrılmasıdır. Bu tip olaylar hidroliz reaksiyonlarıdır.
Sindirim şekilleri ve sistemleri her canlıda aynı değildir. Canlı
sınıflarına göre farklılık gösterir. Bu yüzden sindirim sistemleri
canlı sınıflarında incelenir.
Tek hücreliler, yapılarından dolayı son derece basit sistemlere sahiptirler.
Bir tek hücreden oluştukları için sadece hücre sindirimi yaparlar.
Çoğunlukla hücre içi sindirim yaparlar. Amip, öglena, terliksi hayvan
gibi bir hücreliler, büyük besinleri endositozla veya fagositozla hücre
içine, oluşturdukları besin kofullarına alırlar. Bu kofulların içine
sindirim organeli olan lizozom, sindirim enzimlerini aktarır. Besinler
burada sindirilerek yapı taşlarına ayrılırlar. Oluşan bu yapılar
sitoplazmaya geçer. Kofulda kalan artık maddeler aynı kofulla,
ekzositozla hücre dışına atılır.
Bitkilerde ve mantarlarda özelleşmiş sindirim organları yoktur. Küf ve
şapkalı mantar çeşitleri, çürümekte olan bitki ve hayvanların artıkları
üzerine yerleşirler. Sindirim enzimlerini artıkların üzerine
salgılayarak organik maddeleri sindirirler. Oluşan yapıtaşlarını
difüzyon ve aktif taşımayla hücre içine alıp kullanırlar. Böylece
faydasız madde ve artıklar hücre içine alınmadan dış ortamda kalır. Bu
olay hücre dışı sindirimdir.
Bitkiler fotosentezle kendi besinlerini kendileri ürettikleri için
sindirim yapmazlar. Topraktan aldıklarını ve fotosentez ürünlerini
hücrelerde depolarlar.
Fakat böcek kapan, ibrik otu gibi bazı bitkiler hücre dışı sindirimde yaparlar.
Omurgasızlardaki sindirim sistemleri daha gelişmiştir. Bu canlılarda
genelde hücre dışı sindirim görülürken, bazılarında hem hücre içi hem
de hücre dışı sindirim görülmektedir.
Süngerler hariç diğer omurgasızlarda sindirim olayı, silindirik kanal şeklindeki özel organların boşluklarında gerçekleşir.
Süngerlerde özel bir sindirim sistemi yoktur. Yaşadıkları deniz veya
göl suyundan mikroskobik canlıları vücutlarındaki porlardan içeri
alırlar. Süngerlerin bazı hücreleri vücut içindeki bu besinleri
fagositozla hücre içine alıp sindirir ve artıklar çeşitli kanallardan
dışarı atılır.
Sölenterlerden hidrada, ağız ve anüs olarak görev yapan tek bir açıklık
vardır. Buradan alınan besinlerin bir kısmı vücut boşluğunda
sindirilir. Kısmen sindirilen besinler sindirim boşluğunu çevreleyen
hücreler tarafından alınır ve hücre içinde yapıtaşlarına ayrılarak
sindirim tamamlanır.
Yassı solucanlardan planaryada, hidrada olduğu gibi ağız ve anüs görevi
yapan tek açıklık vardır. Ağızla alınan besin vücudun her tarafına
yayılan sindirim kanalında kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen
besinler hücre içine alınarak burada sindirim tamamlanır. Yassı
solucanların bazıları parazit olarak yaşarlar.
Toprak solucanı ve diğer hayvanlarda ağızla başlayan ve anüsle sonlanan
bir sindirim kanalı vardır. Alınan besinler, sindirim kanalının farklı
özelikteki bölümlerimden geçerken sindirilir. Yararlı maddeler bağırsak
hücreleri tarafından alınıp kana verilir. Sonrada vücut hücrelerine
dağıtılır. Sindirilmeyen artıklar da anüsten dışarı atılır.
Omurgasızlardan toprak solucanında bulunan taşlık içindeki küçük
taşlar, mekanik sindirimle besinleri öğütmeye yarar. Salyangoz gibi
hayvanlarda sindirim kanalının başlangıcında, besinlerin parçalanmasını
sağlayan radula adında dişli bir dil bulunur.
Eklem bacaklılarda sindirim sistemi toprak solucanlarındakine benzer.
Omurgalı canlılar kullandıkları besin çeşitlerine göre üç grupta incelenirler.
Otçullar, etçiller, otçul ve etçiller.
Omurgalı canlıların almış oldukları besinlere uygun olarak sindirim
sistemleri farklılık gösterir. Bundan dolayı otçulların sindirim kanalı
uzun, etçillerinki ise kısadır.
Bu canlılarda alınan besin çeşidine bağlı olarak ağız, diş, dil ve bağırsakların yapılarında da bazı farklılıklar bulunmaktadır.
Kuşlarda sindirim sistemi ağızla başlar, kloakla sonlanır. Ağız gaga
şeklinde olup, alınan besinler önce kursağa gelir. Burada bir süre
depolanarak yumuşatılır. Sonra bezli mideye gider. Burada mide öz
suyuyla daha da yumuşayan besinler taşlığa geçer.
Güçlü kaslardan oluşan taşlığın, kuvvetli kasılmalarıyla içindeki
besinler, alınan küçük taşlar ve kumlarla iyice öğütülür. Taşlıktan
sonra bağırsağa gelen besinler, enzimler yardımıyla sindirilir.
Sindirimi tamamlanmış besinler emilerek kana verilir.
Kuşların sindirim kanalının bağırsak bölümüne karaciğer ve pankreas
gibi bezler bağlıdır. Sindirim enzimlerini bu bezler salgılar.
Sindirilemeyen artıklar da kalın bağırsaktan kloaka geçerek dış ortama atılır.
Memelilerde ağız ve dişler çok gelişmiştir. Etçillerin hepsinde ve bazı
otçul memelilerde mide tek bölmelidir. Fakat sığır ve manda gibi geviş
getiren bazı otçul memelilerin mideleri dört bölmelidir. Bunlar
işkembe, börkenek, kırkbayır ve şirdendir.
Ağızla alınan besinler işkembede bir süre depolanır. Selülozlu besinler
burada mutualist yaşayan bir hücreli kamçılılar tarafından salgılanan
enzimlerle bir miktarı sindirilir. İşkembedeki besinler börkeneğe
geçerler ve buradan tekrar ağıza getirilerek yeniden çiğnenir. Geviş
getirme denilen bu olaydan sonra, besinler ikinci kez yutulur. Daha
sonra kırkbayır ve şirdene getirilen besinler kimyasal sindirime
uğrarlar. Şirdenden ince bağırsağa geçen besinler tamamen yapıtaşlarına
ayrılırlar ve ince bağırsaktan emilerek kana taşınırlar.
İnsanlarda özelleşmiş bir sistem vardır. Sindirim sistemi silindirik
bir kanal şeklindedir. Bu sistemde salgı üreten sindirime yardımcı
bezler olan karaciğer ve pankreas da bu kanalla bağlantılıdır. İnsanın
sindirim sisteminde besinler fiziksel ve kimyasal olmak üzere iki çeşit
sindirime uğrar.
Ağızla başlayıp anüsle son bulan insandaki sindirim sistemine özel
salgı üreten bezler vardır. Bunlar; ağıda tükürük bezleri, midede mide
bezleri, ince bağırsakla bağlantılı karaciğer ve pankreas ile ince
bağırsakta bulunan bezlerdir. Ayrıca mide ve ince bağırsakta bazı
bezlerin salgı yapmalarını sağlamak için hormon üreten özel hücrelerde
vardır.
İnsanda sindirim sistemi ağızda başlar. Ağız; dudaklar, yanaklar, damak
ve yutakla çevrilmiştir. Ağzın içi mukoza adı verilen zarla kaplıdır.
Ağızda sindirimi sağlayan önemli organlar; dişler, dil ve tükürük
bezleridir.
Dişler, besinleri tutma, koparma, çiğneme ve öğütme görevlerini yapar.
Tüm dişlerin yapısı aynı olup birbirine benzer. Diş, diş etinin
üzerinde bulunan taç kısmı ve onun üzerini kaplayan çok sert bir yapı
olan mineden oluşur. Minenin altında kemik yapısında fil dişi (dentin)
bulunur. En iç kısımda sinirlerin ve kan kılcallarının bulunduğu diş
özü (pulpa) yer alır.
Dilin yapısında çizgili kaslar bulunur. Besini ağız içinde karıştırma ve yutmaya yardımcı olur.
Tükürük bezleri; ağız boşluğuna kanallarla bağlanan, kulak altı, çene
altı ve dil altı bezleri olarak üç çift ekzokrin salgı bezidir. Tükürük
içinde bol miktarda su bulunur. Sudan başka mukus, amilaz enzimi,
sodyum ve kalsiyum iyonları vardır. Tükürüğün mikrop öldürücü özelliği
vardır. Tükürük pH ’sı 6,8 ‘dir.
pH ’nin yükselmesiyle kalsiyum iyonları ve fosfat gibi maddeler çökerek
diş taşlarını ve tükürük kanallarını kapatan taşlar oluşturur. Tükürük
besinlerin ıslatılmasını, kayganlaşmasını sağlarken, amilaz enzimiyle
nişastanın kimyasal sindirimini başlatır.
Yutak; ağızla yemek borusunu birbirine bağlayan bir yapıdır. Ağızdaki
çiğnenmiş besinlerin yemek borusuna itilmesini sağlar. Yutkunma anında
gırtlak yukarı çıkar ve gırtlak kapağı soluk borusunu kapatır. Böylece
lokmaların soluk borusuna geçmesi önlenerek yemek borusuna gönderilir.
Yemek borusu, soluk borusunun arkasında, yutaktan mideye kadar uzanan
bir borudur. Yapısında bağ doku, düz kaslar ve örtü epiteli bulunur.
Boyu,
20-25 cm ve çapı 2cm’dir. Bazı epitel hücrelerinin salgıladığı mukus,
yutulan besinlerin mideye inişini kolaylaştırır. Kaslar yukarıdan
aşağıya doğru kasılıp gevşeyerek (peristaltik hareket) lokmaları mideye
iter.
Mide, karın boşluğunun sol üst tarafında, yemek borusu ile onikiparmak
bağırsağı (duodenum) arasında bulunur. Mide enine, boyuna ve eğik
olarak üst üste dizilmiş üç katlı düz kastan yapılmıştır. Bu kaslar
midenin değişik yönlerden kasılmasını sağlar. Böylece mideye girmiş
besinlerin mekanik sindirimi gerçekleşir. Midenin yemek borusu ile
bağlı olduğu yere mide ağzı (kardia), onikiparmak bağırsağına bağlı
olduğu yere mide kapısı (pilor) denir. Mide içten dışa doğru, bağ
dokusu, (periton) düz kaslar ve mukoza hücreleri ile kaplıdır. Mukoza
arasında mide özsuları salgılayan tüp şeklinde bezlerle, kana hormon
salgılayan hücreler vardır. Mide özsuyunda hidroklorik asit (HCL) ile
pepsinojen enzimi bulunur. Mide bezleri süt çocuklarında lap (renin)
enzimi salgılar. Mukozanın salgısı olan mukus sıvısı mideyi HCL
etkisinden korur. Mide kaslarının kasılıp gevşemesiyle midedeki
besinlerin mide özsuyuyla karışarak bulamaç (kimus) haline gelmesiyle
mekanik sindirim olurken, salgılanan enzimlerin proteinlerin kimyasal
sindirimleri başlatılmış olur.
İnce bağırsak mide kapısından başlayıp, kalın bağırsağa kadar uzanan
organdır. Çapı 2-3 cm ve boyu 7-8 m uzunluğundadır. İnce bağırsağın
mideden başlayarak ilk 20-24 cm uzunluğundaki kısmına onikiparmak
bağırsağı (duodenum) denir. Karaciğer ve pankreas duodenuma bir kanalla
bağlı olduğundan salgılarını bura boşaltırlar. İnce bağırsağın
duodenumun devamı olan kısmına boş bağırsak (jejenum), en son kısmına
ise kıvrım bağırsak (ileum) denir. İnce bağırsağın ilk kısmı olan
duodenum, buraya dökülen salgılarla kimyasal sindirimi yönüyle
önemlidir.
İnce bağırsak dıştan içe doğru periton (karın zarı), düz kas ve mukoza
zarlarından oluşur. İnce bağırsağın iç kısmında, yüzeyi genişletmek
için çok sayıda parmaksı çıkıntılara benzer villuslar (tümür) bulunur.
Bu villusların üzerinde daha küçük ve çok sayıda mikrovilluslar
bulunmaktadır. Villusların içinde kan ve lenf (ak kan) kılcalları
vardır. İnce bağırsağın iç epitelinde, sindirim enzimleri üreten ve
mukus salgılayan goblet hücreleri vardır.
Kalın bağırsak, ince bağırsağın son kıvrımından başlayarak anüse kadar
uzanır. Boyu 1,5 m ve çapı 6 cm’dir. Kalın bağırsak yapı olarak ince
bağırsağa benzer. Ancak kalın bağırsakta villuslar yoktur.
Kalınbağırsağın iç epitelinde çok sayıda goblet hücresi bulunur. Goblet
hücrelerinin salgıladığı mukus sindirim artıklarının Hareketini
kolaylaştırır.
Kalın bağırsağa kolon da denir. Sağ alt karın boşluğunda bulunan kör
bağırsaktan sonra, çıkan kolon, yatay kolon, inen kolon ve rektum
denilen kısımdan sonra anüsle dışarı açılır. Kalın bağırsak,
barındırdığı bakterilerle K vitamininin üretimini ve suyun emilimini
sağlar.
Tüm bu sindirim olaylarında kimyasal sindirimi enzimler gerçekleştirir.
Bu enzimlerde çeşitli organlardan salgılanır. Sindirime yardımcı olan
bu bezler; tükürük bezleri, karaciğer safra kesesi, pankreas, mide ve
bağırsak bezleridir.
Karaciğer yaklaşık 1,5-2 kg ağırlığında, diyafram kasının altında,
karın boşluğuna yerleştirilmiş en büyük iç organımızdır. Karaciğerin
çukur olan alt yüzünün sol tarafında mide bulunur. Üst kısmı ise
diyaframla temas halinde ve kubbe biçimindedir. Karaciğerin üzeri bağ
dokudan yapılmış bir kapsülle örtülüdür. Karaciğer dört parçadan
oluşur. Bu parçalara lop denir. Her lop çok sayıda lopçuklara ayrılır.
Lopçuklar safra (öd ) salgısı üretirler. Safra, karaciğer sağ lobunun
altındaki safra kesesinde depolanır.
Safranın bir miktarı da koledok kanalıyla water kabarcığından
onikiparmak bağırsağına boşaltılır. Safranın içinde, kolesterol, yağ
asitleri, safra tuzları ve safra pigmentleri vardır. Safrada enzim
bulunmaz. Safra salgısının eksilmesi yada salgılanmasının durması safra
tuzlarının salgısının ve kolesterolün çökelmesi ile safra taşları
oluşumuna neden olur. Bu taşlar safra kanalını tıkar. Safra salgısı
duodenuma boşalamadığından tekrar emilerek kana karışır. Sonuçta
mikrobik olmayan sarılık meydana gelir. Sarılığa yakalanan insanlarda
gözüm beyazı ve deride belirgin şekilde sarı renk oluşmaya başlar.
Safra, yağların fiziksel sindirimini sağlayarak, onların küçük yağ
parçalarına dönüşmelerini sağlar. Yağların ince bağırsaktan emilmesine
yardım eder. Bağırsakta zararlı bakterilerin çoğalmasını ve kokuşmayı
önler.
Karaciğere, aorttan ayrılan karaciğer atar damarıyla kalpten; kapı
toplar damarıyla da dalak ve ince bağırsaktan kan gelir. Karaciğer
toplar damarıyla da karaciğerden kalbe kan gider. İnsan vücudunda en
fazla kendini yenileyebilen organlardan biri karaciğerdir. Karaciğer
vücutta çok çeşitli görevleri gerçekleştiren adeta vücudun sigortası
durumunda olan bir organımızdır. Alındığında insan 1-2gün
yaşayabilmektedir.
Karaciğer fazla glikozu glikojene dönüştürerek depolar. Açlık durumunda
glikojeni glikoza parçalayarak kana verir. Böylece kan şekerini ayarlar.
Fazla proteinleri, karbonhidrat ve yağlara dönüştürür.
A, D, K vitaminlerinin, minerallerin, amino asitlerin ve yağların fazlasını depolar.
Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önleyen heparini üretir. Aynı zamanda
da kanın pıhtılaşmasını sağlayan protrombin ve fibrinojeni üretir.
Amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside dönüştürür.
Hidrojenperoksiti ve alkolü parçalar.
Yaşlı alyuvarları parçalayarak hemoglobini tutar.
Kansızlık durumunda ve embriyo döneminde alyuvar üretir.
İlaçların ve besinlerdeki zararlı maddelerin zehirli etkilerini giderir.
Eşey hormonlarının fazlasını parçalar.
Vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı olur.
Öncül A vitamininden A vitaminini sentezler.
Pankreas, midenin alt arka tarafına yerleşmiştir. Yaklaşık 70-80 gr
ağırlığında pembe, yaprak şeklinde karma bir bezdir.Pankreasın
salgıladığı pankreas öz suyunda amilaz, tripsinojen ve lipaz enzimleri
vardır. Bu özsu pankreas kanalıyla water kabarcığından duodenuma
dökülür. Salgılanan enzimler karbonhidratların, proteinlerin ve
yağların sindirimini gerçekleştirir. Pankreas langerhans adacıklarıyla
insülin ve glukagon hormonları üreterek kana verir. Bu hormonlar kan
şekerini düzenler.
Fiziksel sindirimde besinler daha küçük parçalara ayrılır. Kimyasal
sindirimde ise besinler, vücudun gereksinim duyduğu temel yapıtaşlarına
ayrılırlar. Proteinleri, karbonhidratları ve yağları yapıtaşlarına
ayırmada farklı enzimler görev yapar. Bir maddenin sindiriminde birden
çok enzim ortak çalışabileceğinden anlatım bütünlüğünün sağlanması için
enzim faaliyetleri besin maddelerinin sindirimi başlığı altında
incelenir.
Karbonhidratların çoğu bitkiler tarafından üretilir. Vücuda beslenmeyle
alınan karbonhidratlardan polisakkarit ve disakkrit çeşitleri
yapıtaşları olan monosakkaritlere dönüştürülür. Karbohidratların
kimyasal sindirimi ağızda ve ince bağırsakta gerçekleşir. İki değişik
organda ve üç kademede sindirime uğrayarak sindirimleri tamamlanır.
Ağızda, amilaz nişastaya etki ederek maltoz ve dekstrine ayırır.
Mide ortamından çıkan besinlerin, onikiparmak bağırsağına gelmeleriyle,
sekretin hormonu salgılanır. Kandaki sekretin hormonu pankreası
uyararak pankreas özsuyunun salgılanmasını sağlar. Bu özsu içindeki
amilaz, duodenuma gelen pişmiş ve pişmemiş nişastalı besinleri
yapıtaşlarına ayırır.
Onikiparmak bağırsağından sonra sindirilmeyen veya kısmen sindirilmiş
olan karbonhidratlar, incebağırsak hücreleri tarafından salgılanan
maltaz, sakkaraz ve laktaz enzimleriyle sindirilerek monomerlerine
ayrılırlar.
Sindirim sonucu oluşan glikoz ve diğer monosakkaritlar, ince bağırsağın
villuslarından emilerek karaciğere getirilir. Karbonhidratlar bazik
ortamda çalışabilen enzimlerle parçalandığından midede sindirilemezler.